Bazı insanlar geçmişin gölgesinde yaşar, bazılarıysa geleceğin hayaliyle. Ama en güzeli, belki de şu anda, tam burada olmaktır. “Anı yaşamak” klişe gibi dursa da aslında hayatın en değerli sırrıdır.
Bir düşün, kaç kere bir kahveyi içerken zihnin bambaşka yerlere gitti? Ya da bir dostunla sohbet ederken, aslında ne dediğini tam anlamadan başını salladın? Gün içinde o kadar çok şeyi “otomatik pilot”ta yapıyoruz ki, bazen hayatın içinden gerçekten geçip geçmediğimizi bile anlamıyoruz.
Oysa en mutlu anlar, farkına vardığımız anlardır. Sabah içtiğin kahvenin kokusunu gerçekten içine çektiğinde… Güneşin tenine vurduğunu hissettiğinde… Bir dostunun kahkahasına kulak verip gerçekten ona güldüğünde… İşte o zaman anı yaşıyorsun.
Geçenlerde parkta otururken, yanımdaki bankta yaşlı bir amcanın küçük bir çocuğa sakız ikram ettiğini gördüm. Çocuk öyle bir sevinçle aldı ki, sanki dünyanın en büyük hediyesiydi. O an içim sıcacık oldu. İşte o küçücük, önemsiz gibi görünen şey bile bir “anı”ydı.
Bazen hayatı büyük olaylar süslemez. Bir sokak kedisinin sana sürtünmesi, bir şarkının tam da ruh haline uygun düşmesi, yolda yürürken burnuna gelen bir çiçek kokusu… Bunların hepsi, farkına vardığımızda büyülü hale gelen küçük mucizelerdir.
O yüzden kendimize bir iyilik yapalım: Geçmişin pişmanlıklarını ve geleceğin endişelerini biraz kenara koyalım. Şu anda, tam burada, hayatın içindeyiz. Ve bu an, bir daha asla geri gelmeyecek.