Sena Alpaydın
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Türkiye’de Sosyal Çürüme

Türkiye’de Sosyal Çürüme

Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Sosyolojıde toplum; bir çevrede yaşayan insanların birbiriyle etkileşimidir. Toplumda geleneksel öğeler, gelenekleşmiş ahlaki olgular, gündelik hayat faaliyetleri, bireyler arasındaki kişisel ve sınıfsal farklar, toplumda benimsenmiş din ve genel felsefe, toplumun arasındaki üretim ve tüketim toplumun sosyolojık durumunu gösterir. Uzak tarihten bu yana Türkiye’de alışılagelmiş sosyolojik olgular vardır. Bu olgular bir araya geldiğinde Türk toplum yapısının durumunu açıkça gösterir. Örneğin uzak tarihten bu yana Türk kadınlarının stratejik zekasını ve savaşçı ruhunu toplumda belirgin şekilde görmekteyiz. Şuan Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde gördüğümüz millet vekili kadın bireyler Türk toplumunun sosyolojik yapısına hiç de yabancı değildir. Çünkü tarihte padişahlar ve hükümdarlar devletin siyası birliğinde Türk kadınlarının sözlerine çokça yer vermiş ve diplomasiye karışmasına izin vermişlerdir. Bu Türk toplumunun sosyolojik yapısında kadına verilen değeri gösterir. Bu örneği bir kenara bırakacak olursak ve başka örneklerle güçlendirmek istersek Türk toplumunun sosyolojik yapısında bireylerin devlete bağlı vatansever ve bölünmez bir bütün olduğunu, uzak geçmişten günümüze tek tanrılı dinleri kabul ettiğini (Spesifik olarak örneklendirmek gerekirse Gök Tengricilikten İslama geçiş.) insan ilişkilerinde din, dil, ırk, ayırkmaksızın eşit şartlarda hayat sürdüklerini ve oldukça misafirperver bir toplum olduğunu görmekteyiz.

Ancak değişen şartlar, teknolojinin ilerlemesi, medyanın artık çok daha etkili olması, siyasi sebepler ve bunun benzeri toplumu etkileyecek olaylar neticesinde Türkiye’de sosyal çürümenin başladığını görmekteyiz. Sosyal çürüme; toplumda sosylojik olguların bozulup değişmeye başlamasıdır. Örneğin Türk toplumunda üniversite önceden çok önemli bir yere sahipken şimdi üniversite diploması yetersiz görülüyor. Kaldı ki sokaklara bakıldığında çöp toplayan, mendil satan ya da dilenen insanları görüyoruz. Kimisinin okuyacak parası olmamış ya da ailelerine bakmak için okulu bırakmak zorunda kalmış, kimisine de sokakta insanları dolandırıp aldığı para daha tatlı gelmiş. Bu toplumda pek tabii yoksul insanlarda vardı.Fakat önceden sokaklar dilenci, hırsız ya da dolandırıcı kaynamıyordu. Pek tabii önceden Türk toplumunun aile yapısına ters kitaplar yazılıp okunuyordu (Örneğin Halid Ziya Uşaklıgil Aşk-ı Memnu). Fakat bu ayıplanır ve normalleştirilmezdi. Günümüzde televizyonda yayınlanan dizilere ve filmlere bakacak olursak önceden ayıpladığımız bozuklukların günümüzde normalleştirildiğini ve izleyicinin önüne servis edildiğini görebiliriz. Buna ek örnek olarak Türk toplumunda hiçbir zaman mafyacılık günümüzde olduğu kadar yaygın ve göz önünde değildi. Şimdi görebiliriz ki bu aramızda o kadar normalleşti ki sokakta çocuklar mafyacılık oynuyorlar. Eskiden meslek lisesinden mezun olmak bile iş kapılarını aralarken günümüzde yüksek lisans mezunlarının dahi iş bulmakta zorlandığını görüyoruz. Kaldı ki gönül burukluğuyla, yeterli maaş ve insani çalışma şartlarını bulamayan mühendislerimiz, doktorlarımız ve benzeri pek tabii akıllı ve eğitimli insanlarımızın yurt dışına çalışmaya gitmesini izliyoruz. Ekonomi de önemli ölçüde etkendir. Ancak büyük nedeni sosyal çürümeden kaynaklı insanların artık yetersizlikle, normalleştirilmiş anormalliklerle boğuşması, ek olarak güvenin ve dayanışmanın kalmamasıdır. Eskiden hırsızlık, cinayet, dolandırıcılık anormal olgularken şimdi toplum her güne yeni bir hırsızlık, cinayet ve dolandırıcılık haberiyle uyanıyor. Eskiden tanımadığımız insanları bile sofralarımıza davet edip birlik içinde yaşarken şimdi sokakta çantamızı saklıyor, bıçaklanmaktan korkuyoruz. Eskiden top için kavga eden çocuklar şimdi uyuşturucu içiyor veyahut bıçakla kavgaya giriyor. Tüm bunlar pek tabii bir anda oluşmuş durumlar değildir. Ne yazık ki yıllardır yavaş yavaş büyüyüp günümüzde boynumuzu ve belimizi eğecek seviyeye gelmiştir.

Sosyal çürüme her ne kadar kanımıza giren sinsi ve sezilmez bir zehir gibi topluma sızıp yavaş yavaş toplumu bu hale getirse de kurtuluş ancak yine başka bir sosyal çürümeyle yani olguların bozulup değişmesiyle mümkündür. Normalleştirilen anormallerin önü kesilip her şey en ince detayına kadar denetlenip ahlaksızlığın karşılığı pek tabii hakedilen bir şekilde verilirse toplum sosyal çürümenin kıyısından yavaş ve ağrılı olsa da kurtarılabilir. Toplumun neyin kıyısında olduğunu anlayıp bugünün normallerlenin aslında ahlaki sınırları aşan anormaller olduğunu anlaması ve bu konuda bilinçlenmesi küçük görünse de büyük ve önemli bir adımdır. Hangi pencereden hayata bakarsan gerçekliğin ona dönüşür. Yıllar boyu bir pencereden Türk toplumuna ters anormallikleri izledik ve artık baktığımız pencereyi değiştirmemiz, geleceğe bırakabileceğimiz en güzel vasiyetimiz olur. Peyami Safa’nın da dediği gibi ‘’Suçlamak anlamaktan daha kolaydır. Anlarsan değişmen gerekir.’’

 

Türkiye’de Sosyal Çürüme

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Türkiye Aktüel ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!