Nereli olduğunu, siyasi görüşünü, mesleğini, ilişki durumunu bildiğimiz birini beyaz bir sayfa olarak görebilir miyiz?
Bu kişiyi zihnimizde bölüm bölüm ayırdığımız odacıklara dahil etmeden başka bir alan oluşturabilir miyiz?
Ne zaman başladığını bilemiyorum ama varsayım olarak dürtülerimizin toplum fikri ile geliştiğini ön görüyorum. Bildiğimiz ilk insan türlerini dahi ayrıştırarak anlamaya çalıştık. Sanıyorum bu gelişimi kabul görme biçimimiz. Tabii soru içinde soruları açıyor zihnimde bu kavramlar; gelişim aslında nedir? Sosyal ve duygusal zekaya daha fazla ihtiyaç duyduğumuz bu çağda en çok anlaşılmak ile besleniyoruz. Anlamaya çalışmayı biraz daha öteleyerek. Kendimizi ifade etmek için efor harcadığımız gün sonunda biraz bıkkın bir ruh hali ile doluyoruz.
Ön yargı deyince aklıma Avatar filminden bir sahne geliyor. Yaşam ağacına tüm toplumun bağlı olduğu sahne beni çok etkilenmişti. Çünkü içten içe görünmez bağlarla bağlı olduğumuz inancındayım. Bu kadar ortak amaçlarımız, tutkularımız, zevklerimiz varken sadece seçimlerimizin yargılandığı bir toplumda yeşermek ne kadar mümkün olabilir! Halbuki görkemli bahçelere hep binbir çeşit cümlesiyle yaklaşmaz mıyız? Kırmızı olduğu için kızabilir mi elmaya, armut! İşte hepsi bu aslında…
Gelişimin ve ilerlemenin anahtarı da zihnimizdeki duvarların ardında. Bu anahtarı elimize aldığımız anda güneş bahçemize daha çok renk katacak ve daha çok yeşereceğiz.
Tutmayalım elimizi kanatan o ipleri, yaşamı öyle yada böyle deneyimlemek isteyenleri dinleyelim, belki anlatacakları eşsiz hikayeleri vardır. Ne sarıyız ne kırmızı, biz dünya diye adlandırdığımız bu çekirdeğin taneleriyiz.
İyi ki varsınız farklı hayatlar, farklı düşünceler ve farklı ön görüler. Sayenizde gökkuşağı olabiliyoruz…
Barış Manço’nun dizeleriyle yazıma son vermek istiyorum.
‘Hemşerim memleket nire
Bu dünya benim memleket
Hayır anlamadın, hemşerim esas memleket nire
Dedim ya yahu, bu dünya benim memleket’…